Başarının varlığı veya eksikliği bizim için neden bu kadar önemli? Bazı kişiler mutlu ve yaptığı işten keyif alıp adeta başarıdan başarıya koşarken, bazıları ise mutsuz, depresyonun eşiğinde ve çaresiz hissederler. Başarılı olan insanları diğerlerinden farklı kılan nedir? Neden bu kişiler hedeflerine daha kolay ulaşırlar, daha yaratıcıdırlar, sezgilerini daha iyi kullanırlar? Sahip oldukları güç nedir!


Bütün bunlara geçmeden önce, size bu konu ile ilgili kendi tecrübemden bahsetmek isterim.

Yıllarca büyük şirketlerde çalışıp, üst düzey yöneticilik görevinde bulunduktan sonra bir gün aslında yaptığım işte mutsuz olduğumu fark edip kurumsal hayattan ayrıldım. Bu satırlarımdan kurumsal hayatın kötü bir şey olduğu anlaşılmasın sakın! Aksine, orada çalıştığım süre içinde kendime ve iş hayatıma dair önemli dersler aldım. Başarılarım ve başarısızlıklarımla yüzleştim, çalışma hayatım süresince kıymetli dostluklar kurdum, kariyer merdivenlerini çıkarken başkasının sırtına basmanın aslında başarısızlık olduğunu gördüm, birlikte paylaşacağın iyi bir takımın yoksa, bireysel başarının pek matah bir şey olmadığını öğrendim. Ancak, bütün bunların yanı sıra, bu görevleri üstlenirken ruhumun şarkı söylemediğini fark ettim. Bu çok mu romantik oldu? Açıklayayım;

Çalıştığım şirketlerin hepsi çok iyiydi, ancak hiçbirini kalbimle seçmemiştim, bu şirketlerde gerçekten çalışmayı isteyip istemediğimi düşünmemiştim. Yaptığım tek şey toplumun bana ve geri kalan herkese dayattığı “başarı” formatına uyup, kendi iç sesime kulaklarımı tıkamaktı. Öyle ya, sonuçta başarılı olmak iyi okullarda okuyup, büyük şirketlerde görev almak, kariyer sahibi olmak, iyi para kazanmaktı. Komşu Ayşe teyzenin saygısını kazanmak için “önemli” biri olmaktı!

Bugün dünyada çalışanların yarıdan fazlası aynı durumda ve aynı duygularla boğuşmaktalar. Günün neredeyse yüzde yetmişini işyerinde geçirmekte ve işlerini sevmemekteler. Nasıl bir toplum ve eğitim sistemiyle yetiştirilmekteyiz ki, yirmi dört saatin yarısından fazlasını mutsuz ve tatminsiz olarak yaşamaktayız. Bizi bu durumun dışına çıkmaktan alıkoyan şey nedir?
Kanımca bunun başlıca sebepleri belli; modern hedef belirleme sistemi ve toplumsal yargılara uyma kaygısı.

Peki, bunun bir çaresi var mı?

Bence var.

Bir zamanlar başımdan geçen durumu bugün pek çok çalışanın yaşadığını düşünerek, alışılagelmiş “başarı” kavramına farklı bir bakış açısı kazandıracak birkaç önerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

1. Misyon odaklı yaşa

Toplumda kabul görmüş inanışın aksine başarılı olmak; kariyer sahibi olmak, girişimci olmak veya iş sahibi olmak demek değildir. Dünyadaki en olağanüstü insanların işi veya kariyeri yoktur, ama bir misyonu vardır. Bu misyon onlara hedeflerine ulaşmaları için gerekli gücü, istekliliği ve dayanıklılığı verir. Hayatlarına anlam kazandıran şey bu misyondur. Bence başarı kavramını bu temele oturtmalıyız.

Peki bunu nasıl yapacağız?

İlk adım olarak, bugünden itibaren kendimize ve çocuklarımıza “Ne olmak istiyorsun?” sorusunun yerine “Senin için yeryüzündeki Cennetin hayali nedir? Dünyada neyi daha çok görmek istersin? İnsanlığı daha ileriye götürmek için üstleneceğin misyon nedir?” sorularını sormamız gerekir.

Birleşmiş Milletler topluluğu 2015 yılında dünya çapında 8 milyon anketörle “My World” (Benim Dünyam) anketini yaptı. Bu anketin sonucuna göre insanların dünyada en çok olmasını istedikleri şeylerin liste başını İyi eğitim maddesi oluşturmakta. İkinci sırada Suç ve şiddete karşı korunma ihtiyacı, üçüncü sırada Daha iyi sağlık hizmeti beklentisi yer almakta. Liste Dürüst ve sorumlu hükümet, Daha iyi iş imkanları, Ormanları, nehirleri ve okyanusları koruma v.s. olarak devam etmekte. İhtiyaçlar belli!

Dünyayı daha iyi yaşanır hale getirmek için biz ne yapabiliriz? Nerelerde katkı sağlayabiliriz?

Emeğimizi bir ihtiyacı karşılamak için harcarsak, hayatımıza daha çok anlam katmış oluruz. Hayalimiz büyük olursa, ona ulaşma yolunda yaşayacağımız sorunlar küçük kalacaktır.

Benim misyonum insanların eğitimine katkı sağlayarak, kendi gerçek potansiyallerini keşfedip daha mutlu ve verimli olmaları için bilgilerimi paylaşmaktır.

Sizin misyonunuz nedir?

2. Başarıyı, Çalışan ile Girişimci kavramlarına göre kategorize etme

Ülkemizde ve dünyada girişimci olmak, başarılı olmak ile özdeşleşmiştir. Aslına bakarsak dünyayı iyileştiren liderler çalışanlardır, toplumun ilerlemesine katkıda bulunanların büyük bir kısmı çalışanlardır, Nobel ödülü alanların çoğu çalışanlardır. Dolayısıyla iyi yanlarına rağmen, Girişimciliği direkt olarak Başarı kavramıyla bağdaştırmak doğru olamaz. Önemli olan Ne yaptığımız değil, Neden ve Nasıl yaptığımızdır! İşimizde ve kariyerimizde ilerlerken amacımızı nasıl belirlediğimiz, önceliklerimizin ne olduğu, yaptığımız işe ruhumuzu ne kadar kattığımız önemlidir.

Yale Üniversitesi, Organizasyonel Davranış Bilimi Profesörü Amy Wrzesniewski’nin bu konuyla ilgili yaptığı çalışmaya göre

İş ————– Kariyer ———— İçsel Amaç

birbirinden çok farklı şeyler olarak tanımlanırlar. Bir girişimci veya çalışan bunlardan herhangi birinde yer alabilir.

İş – Faturalarımızı ödeyen şeydir. (Çalışan veya girişimci işinden nefret eder, ama emeğinin karşılığında para alır)

Kariyer – İş’in bir kademe üstüdür, çalışan veya girişimci olarak yeteneklerinizi geliştirmenize fırsat verir

İçsel amaç – Görev aşkıdır, ilhamdır, karşılığında para almasanız bile yapmak isteyeceğiniz şeydir. Tanımlanması zordur, ama kalbinize ve ruhunuza hitap eder. Bu içsel amaca, çalışan olarak da, girişimci olarak da sahip olabilirsiniz.

Bu bilginin ışığında, Çalışan ve Girişimci arasındaki ayırımı yapmaksızın, tutkulu olduğumuz, kendisine doğru çekildiğimiz şeylere öncelik vermeliyiz. Sevdiğimiz ve bizim için doğru olduğuna inandığımız iş, tüm hayatımızı aydınlatacak ve anlam kazandıracaktır.

3. Gideceğin yolu doğru seç

Bu kural da bir önceki gibi hem çalışanlar, hem girişimciler için geçerlidir.

Çalışacağımız şirketler ikiye ayrılırlar:

İnsanlığa Hizmet eden şirketler
ve
İnsanlığa Zarar veren şirketler

Örnek vermek gerekirse; petrol şirketleri İnsanlığa zarar veren şirketlerdir. Bugünün dünyasında petrol hayatımızın her alanına girmiştir, ancak ekolojik dengeler açısından Dünya’ya zarar verir. Alternatif enerji üreten şirketler İnsanlığa hizmet edenlerdir.

Fast-food satan şirketler İnsanlığa zarar veren şirketleridir, sağlığımızı riske sokarak obezitenin hızla artmasına katkıda bulunurlar, buna karşılık sağlıklı gıda satan şirketler İnsanlığa hizmet edenlerdir.

Bu nedenle, her ne iş yaparsak yapalım, hangi şirkette çalıştığımız, neye hizmet ettiğimiz çok önemlidir. Bir anlam taşıyan, iyiliğe hizmet eden bir kurumun parçası olalım. Günümüzün dünyasında İnsanlığa zarar veren şirketlerin varlığını durduramayız, ama onların, üniversitelerin en iyi öğrencilerini, toplumun en parlak beyinlerini almalarını yapacağımız tercihlerle engelleyebiliriz. İnsanlığa hizmet eden şirketleri seçerek kendi payımıza düşen katkıda bulunmuş oluruz.

Çalışacağımız veya kuracağımız şirketlerle Dünya’yı kurtaramayabiliriz, ama bundan sonraki nesiller için daha fazla zarar görmesini engelleyebiliriz.

4.Mutluluğuna önem ver

Pozitif psikoloji uzmanı ve yazar Shown Achor’a göre başarı ile mutluluk arasında direkt bir bağ bulunmaktadır. Günümüzün dünyasında ancak iyi dereceli bir okul’dan mezun olursak, kariyer yaparsak, zengin olursak, statü sahibiysek mutlu olacağımıza inanılmaktadır. Halbuki bilim adamlarına göre dış dünya, uzun vadeli mutluluğumuzun sadece %10’na katsı sağlamakta, geri kalan %90 oranını beynimizin dünyayı nasıl özümsediği belirlemektedir. Pozitif Beyin ve Başarı ilişkisine göre, IQ değerimiz işteki başarının sadece %25’ini sağlamakta, %75’ini ise iyimserlik seviyesi, sosyal ve çevre desteği, stresi yapıcı şekilde yönetme gibi özellikler oluşturmaktadır.

Hepimiz zaman zaman mutlu olmak için kendimize önkoşullar koyarız; şu okuldan mezun olunca, iyi bir iş bulunca, terfi edince, sevgilim olunca mutlu olacağımızı kendimize söyler dururuz. Mutluluğumuzu ne kadar ertelediğimizin farkına varmaksızın, hayatta başardıkça kendimize yeni başarı hedefleri koyarız, yeni hedeflere doğru koşarken de mutlu olmayı erteleriz. Mutluluğu başarının aksi yönünde konumlandırdığımız sürece beyin hiçbir zaman oraya ulaşamayacaktır. Halbuki içinde bulunduğumuz anda mutlu olmayı öğrenince, Achor’a göre beynimiz “pozitivlik avantajı” durumuna geçmektedir. Beynimiz pozitif konumundayken %31 oranında daha üretken olmakta, satış becerisinde ise %37 oranında artış sağlamaktadır.

Bu çarpıcı rakamlara ulaşmak ve kalıcı sonuçlar elde etmek için Başarı ↔ Mutluluk formülünü ters yüz ederek kendi avantajımıza çevirmemiz için mutluluk seviyemizi artırmamız şarttır.
Bunu yapabilmek için;

Şükredin – her gün hayatınızda şükredecek üç tane şey fark ettiğinizde enerji seviyeniz artacak, hayata farklı gözlerle bakacaksınız.

Günlük tutun – her gün başınızdan geçen güzel bir olayı anlatırken beyin aynı duyguları ve tecrübeyi tekrar yaşamaktadır.

Egzersiz yapın – beynimize davranışların hayatımızda önemli olduğunu öğretir.

Meditasyon yapın – çok görevlilik konusunda becerimizi geliştirir ve elimizdeki göreve odaklanmamızı kolaylaştırır.

Nezaketli davranın – mutluluk hormonunun artışını sağlar, kendinizi iyi hissedersiniz.

5.Hayal kurmaktan korkma

Bir tanıma göre “Gerçekçilik sosyal olarak kabul edilen pesimizmden başka bir şey değildir.”

Hedeflerimizi oluştururken genellikle hedefe nasıl gideceğimizi adım adım belirler, analitik zekamızla her şeyi kağıt üstüne koymaya çalışırız. Bu da bizi ürkütür ve adım atmaya korkarız veya süreç boyunca strese girip, endişeye kapılırız. Devamında bilgimizi ve becerimizi sürekli sorgular, özgüvenimizi kaybederek kendimizi sabote ederiz.

Halbuki yapmamız gerek şey farklıdır. “Düşün ve zengin ol” kitabının yazarı Napoleon Hill’e göre önce hedefi belirleyip, sonra bizi hedefe götürecek bebek adımları atmalıyız. Attığımız küçük adımlarla niyetimizi belirlemiş oluruz, niyetimiz belirlenince de Evren bize hedefe ulaşmanın yolunu gösterir. Böylece daha sakin ve rahat bir şekilde hedefimize ulaşırız.

Hepimiz genellikle bir yıllık hedef koyarız. Böyle olunca da hedefimiz ya çok küçük kalır, ya da ulaşılamayacak kadar büyüktür. Yapılan araştırmalara göre koymamız gereken hedefler 5-10 yıllık olmalıdır. Uzun süreli hedef belirlemek bize hayal kurma ve “gerçekçi” olmama lüksünü tanır.

Şimdi kendimize sormamız gereken sorular şunlardır:

Başaracağımızı bilseydik bundan sonraki 10 yıl için ne hedeflerdik?

Misyonumuz ne olurdu?

Hayatı nasıl yaşamak isterdik?

Bu sorulara cesur cevaplar verelim! Korkmayalım! Hayal edelim! Kendimizi eğitelim! Kendimize güvenelim ve amacımızın doğrultusunda çalışalım! En önemlisi, işimizi misyon olarak görelim!

Bir misyonumuz olduğu vakit, inkar edilmez bir karizmaya sahip oluruz. Bu karizma, bize ihtiyaç duyduğumuz iş ortaklarımızı, fırsatları, müşterileri ve kaynakları kendimize çekmeye yardım edecektir. En önemlisi, dünyadaki görevimizi yerine getirmiş olmanın huzurunu ve tatminini getirecektir.

Makaleyi beğendiyseniz paylaşın lütfen.

2 Responses to Başarının Yeni Tanımı!

  1. behcet dedi ki:

    merhabalar

  2. Anisha dedi ki:

    Free knowledge like this doesn’t just help, it promote decmoracy. Thank you.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir