Genel

Yaratıcı Zihinle işbirliği yaparak hayalleri gerçeğe dönüştürmenin yolu

Hepimizin daha sağlıklı, daha paralı,bolluk ve bereket içinde, iş hayatında veya aşkta başarılı olmakla ilgili hayalleri vardır. Ne var ki, onları gerçekleştirmek yerine, çoğunlukla kendimize saklarız. İçten içe kendimiz için daha iyisini istediğimiz halde, içinde bulunduğumuz durumu nasıl değiştireceğimizi bilmediğimiz için olduğumuz yerde kalmakla yetiniriz; ama içimizdeki özlem hiç bitmez…

Hayal kurmak ruhumuza iyi gelir, ama hayalimizi gerçekleştirmek bize güç verir. Amacımıza ulaşınca kendimizi tam, yükselmiş ve mutlu hissederiz. Hayata ve kendimize karşı güvenimiz artar. Ne var ki, bazı hayallerimize çok kolay ulaşmamıza rağmen, bazılarını ne yapsak gerçekleştiremeyiz. Bu da kafamızı karıştırır, aradaki farkın nereden kaynaklandığını anlayamayız. Şansımız bazen yaver gittiği için hedefimize ulaştığımızı düşünürüz. Kendimizi şanslı hissetmediğimiz zamanlarda sorunlarla nasıl başa çıkacağımızı bilemeyip, hayallerimizi daha da içimize gömeriz.

Oysa ki, onları gerçekleştirmeye yardımcı olacak harika bir donanımımız var – Yaratıcı Zihnimiz! Onunla işbirliği yaparsak “keşke olsa” dediğimiz pek çok şeyi hayatımıza dahil edebiliriz. Ancak, her şeyden önce zihnimizin nasıl çalıştığını anlamamız gerek.

Sahip olduğumuz tüm düşünceler zihnimiz tarafından üretilirler. Burada oluşan düşünceler ve fikirler beynimizde toplanırlar ve beyinde yarattıkları etkilerle davranış biçimimizi belirlerler. Davranış biçimimiz ise aldığımız sonuçları etkiler. Zihnimiz iyi ya da kötü ayırımı yapmadan, her türlü fikri, hatta bir dehanın fikirlerini bile üretebilecek yapıdadır. Eğer zihnimiz güzel, yapıcı fikirler üretmiyorsa, bunun sebebi düşünce alışkanlıklarımızdan kaynaklanmaktadır. Sürekli olumsuz, eksiklik etrafında, yıkıcı düşüncelere sahip olmamız, beynimizin düşünme ve çalışma şeklini bozduğumuz anlamına gelir. Bilinçli zihnimizi ve Yaratıcı zihnimizi birbiriyle uyumlandırarak, olumlu ve yapıcı fikirler üretmeye eğitmediğimiz sürece, bütün dileklerimize rağmen hayatımızda pek bir şey değişmeyecektir.

Hayalinle uyumlu düşünceler geliştir

Zihnimizi eğitmek kolay, ancak kararlılık ve düzenli çalışma gerektirir. Gün içinde bilinçli zihnimizin ürettiği olumsuz fikirleri fark ederek, onları hemen bize ilham veren olumlu ve yapıcı düşüncelerle değiştirecek farkındalığa sahip olmamız çok önemli. Ancak daha da önemlisi, hayatımızı değiştirebilme gücüne sahip olduğumuzu bilmemizdir.

Birlikte çalıştığım danışanlarım düşüncelerine karşı nasıl farkındalık geliştireceklerini sık sık soruyorlar. Aslında çok basit; bir düşüncenizin sonucunda kendinizi nasıl hissettiğinize dikkat etmeniz yeterli olacaktır. Kendinizi mutsuz, endişeli veya kötü hissediyorsanız, olumsuz düşüncelere kapılmışsınız demektir. Bu satırları okurken, “bunu bilmeyecek ne var” diye düşünebilirsiniz, ama korku, panik, endişe, çaresizlik gibi mental fonksiyonlarımızı allak bulak eden durumlarda kendimizi nasıl hissettiğimizle ilgili duyarlılığımız buhar olup uçar. Farklı duygular karşısında bedenimizin nasıl tepki verdiğine dikkat ederek, kendimizde bir nevi düşünce ve duygu radarı geliştirebiliriz. Ancak, bundan daha da önemlisi, kendimize ve yaratıcı zihnimizle sorunların üstesinden geleceğimize inanmamız gerek. Bu inanç beynimizdeki motivasyon devresini besleyerek, yine beynimizde yer alan korku devresini kapatacaktır.

Unutmayın ki; bizi rahatsız eden şey sorunumuzun kendisinden ziyade, onu çözebileceğimize dair inanç eksikliğimizdir.

Daha Fazla

Genel

GEÇMİŞİN GÖLGESİNDE KALMADAN GELECEĞİ KURGULAMANIN YOLU

Hayatınızı değiştirmek istediğinizi, ama bunu yapamayacağınızı hiç düşündünüz mü? Kendi gücünüzü, imkanlarınızı veya becerilerinizi sorguladınız mı? Evet dediğinizi duyar gibiyim, çünkü yeryüzündeki her insan yaşadığı tecrübelerle kendi potansiyelini keşfetme sürecinden geçmiştir. İçimizde en başarılı olanların bile zaman içinde istekliliği ve iradesi kendi zihni tarafından sınanmıştır.

Hepimiz daha sağlıklı, daha mutlu ve bizi tanımlayan bir hayat yaşamak isteriz. Başka bir değişle, kendimizin en iyi haline ulaşmanın hayalini kurarız. Bu hayal bazen öyle güçlü bir istek uyandırır ki, düşüncesi bile bizi müthiş heyecanlandırır ve enerjimizi yükseltir. Ne var ki, sonra sanki hata yapmışız gibi kurduğumuz hayali sorgulamaya başlarız. Bir yandan rasyonel olmaya çalışken, diğer yandan etrafımızda kaç kişinin böyle bir hedefi gerçekleştirebildiğini düşünürüz. “Keşke…”, “ama olmaz ki…” veya “bu konu beni aşar…”  türünden düşüncelerle boğuşurken, içimizdeki hevesin yerini derin bir ümitsizlik alır.

İnsanlar sağlıklarıyla, işleriyle, ilişkileriyle veya finansal durumlarıyla ilgili hayallerinden, gerçekleştirebileceklerini düşünmedikleri için çok defa hiç denemeden kolayca vazgeçerler. Bunun nedeni yapabilme güçlerine olan inançsızlıklarıdır. Bu güvensizliğin altında çok defa yetersiz hissetme, hak etmeme duygusu, başarısızlık korkusu, eleştirilme endişesi gibi bizi aşağıya çeken duygular yatar. Bundan dolayıdır ki, çok defa sadece hayal kurmakla yetiniriz ve onu gerçekleştirmek için herhangi bir girişimde bulunmayız. Yenik düştüğümüz korkulara ve endişelere kapılarak hareketsiz kaldığımız için kendimizi oyunun dışında buluruz.

Bir bakmışız ki, bizim hayalimiz, artık başkasının gerçeği olmuştur!

Gelişmek ve büyümek istediğimiz halde, kendimizi neden engellediğimizi anlamak için her seyden önce, beynimizin çalışma şeklini ve bunun hayatımızı nasıl etkilediğini anlamamız gerek.

İnsan beyni tahmin yürütme prensibiyle çalışır

Herhangi bir olaydan veya girişimden önce kendimizce bir öngörüde bulunuruz, elde edebileceğimiz sonuca dair bir beklenti oluştururuz. Ne var ki, bu beklentiler yaşam şeklimizi değiştirmek, kilo vermek, işimizde terfi etmek veya bir ilişkiyi başlatmak için yapacağımız hareketleri etkilerler. Bunun nedeni geçmişte yaşadığımız tecrübelerin geleceğe ilişkin referans oluşturmalarına izin vermemizdir. Bunu bilinçli yapmadığımız için, çok defa farkında olmadan eski deneyimlerimizi geleceğe yansıtırız ve kendimizi elde edeceğimiz başarıdan, sağlıktan veya aşktan alıkoyarız.

Harvard Üniversitesinden Dr. Daniel Schacter’in yaptığı çalışma bu durumu çok net açıklamaktadır. Dr. Schacter’a göre, geçmişi veya geleceği düşününce beynimizde aynı bölümler aktive olurlar. Hayatımızın daha önceki yıllarında aldığımız sonuçlar, gelecekte de aynı sonuçları alacağımıza dair beklenti oluştururlar. Bu beklentiler geleceğin, geçmişten daha farklı olabileceğine dair inancımızı engelleyerek, kararlarımızı ve davranış şeklimizi etkilerler.

GEÇMİŞ                                       GELECEK

(Görsel Dr. Daniel Schacter’in çalışmasını göstermektedir)

Farklı sonuç almak için farklı düşün

Geçmişte aldığımız sonuçların etkisi altında kalmadan hareket edebilmek için kendimizi eski inançlarımızdan ve duygularımızdan özgürleştirmemiz ve yeni bir mindsete veya başka bir ifadeyle yeni bir düşünce ve davranış yapısına sahip olmamız çok önemli.

Geçmişteki hikayalerimizin davranışlarımızı yönetmelerine izin vermemek için gelecekteki tecrübelerimizle ilgili olumlu beklentiler geliştirmemiz gerek. Olumlu olmak, bahçenizi ot basmışken “bahçemde ot yok, her yer çiçekle dolu” diye düşünmek yerine, bahçenizin gerçek durumunu görerek, bunu değiştirebileceğinize inanmaktır.

Pozitif olmak, beynimizde bulunan ve haz alma duygusunu kontrol eden Ödül devresini harekete geçirir. Yaptığımız şeyden haz almak, davranışlarımızı tekrarlamamız için bizi motive eder. Olumlu davranışlarımızı tekrar etmek ise, zaman içinde bizi geliştiren yeni alışkanlıklar kazanmamıza neden olur.

Yeni ve iyi alışkanlıklar, bizi geçmişin gölgesinde kalmadan, başarılı bir geleceğe taşırlar.

Bunu başarmak için;

1.Kendinize koyduğunuz hedeflerle ilgili ne hissettiğinize, sizde hangi duyguları uyandırdığına dikkat etmeniz çok önemli. Ne hissettiğinizi bilirseniz, hedefinizle ilgili nasıl hareket edeceğinizi de bilirsiniz. Nihayetinde, hiç kimse kendisini kötü hissettiren bir şeye emek vermek istemez, değil mi?

Hedefinizle ilgili kendinizi iyi hissederseniz, davranışlarınız da yapıcı olur!

2. Olumsuz duyguların (korku, endişe, şüphe, güvensizlik gibi) yerine hangilerine yer vermek istersiniz? Hangi sonuçları alırsanız kendinizi iyi hissedersiniz? Sonuçlarla ilgili beklentilerinizi tanımlayın.

Ne elde etmek istediğinizi bilmek, size hedefinize ulaşma sürecinde kılavuzluk edecektir.

3. Arzu ettiğiniz sonuca ulaşmak için yapmanız gereken şey nedir? Bir hareket planı oluşturun ve bu plana göre ihtiyaçlarınızı belirleyin. Bunlar, geliştirmeniz gereken bir beceri, öğrenmeniz gereken bir şey, bulmanız gereken finansal kaynak, size yol gösterecek mentor olabilirler. Planınız  doğrultusunda karşınıza çıkacak fırsatlara karşı algınızı açık tutun.

Odağınızı tünelin sonundaki ışığa yöneltirseniz, ona doğru atacağınız her adım sizi hedefinize daha çok yakınlaştıracaktır.

Başarmak istediklerinize inancınız tam ve motivasyonunuz yüksek olursa, hedeflediğiniz değişim için ihtiyaç duyacağınız güce sahip olursunuz.

Hayatımızdaki iyilikleri ve güzellikleri paylaşarak çoğaltabiliriz. Yeni yılda başarısına katkı sağlamak istediğiniz bir arkadaşınız, aile ferdi veya iş arkadaşınız varsa bu yazıyı paylaşarak kendisine ışık tutabilir ve ilham olabilirsiniz.

Kendinize belirleyeceğiniz hedeflerle daha mutlu, sağlıklı ve güzel bir yıl geçirmenizi dilerim.

 

 

Daha Fazla

Genel

VARLIK BİLİNCİYLE İNSAN OLMAK

İnsanları birbirinden farklı kılan şey nedir? Neden bazıları daha şanslı, deyim yerindeyse “tuttuğu altın oluyor” da, bazıları hep kaybedenler liginde?

Bunun cevabını birkaç gün önce seyrettiğim HUMAN (İNSAN) adlı belgesel filminin satır aralarında bulabilirsiniz. Dürüst olmam gerekirse, çok özel bir konu olmadıkça belgesel filmlere düşkünlüğüm yoktur. Ancak, bu film pek çok açıdan özel sayılır. Her şeyden önce konusu çok özel; İnsan ve insana dair her şey. 60 ülkeden farklı kişilerle görüşülerek, ruhumuzun derinliklerinde yatan ve bizi insan yapan pek çok duyguyu ve konuyu işlemişler; aşk, nefret, inanç, sevgi, suçluluk, affetme, mutluluk, hayaller, savaş, barış, göç, fedakarlık, korku, cesaret, açlık, eşitsizlik, kadın veya erkek olmak, din, sosyal adalet… saymakla bitmez. Her insanda farklı bir olayın izlerini görüyorsunuz. Bir sürü çarpıcı ve sarsıcı hayat hikayeleri dinliyorsunuz ve pek çok iz bırakan ana ortak oluyorsunuz. Bütün anlatımlar yerden ve havadan yapılmış çekimlerle ortaya çıkan olağanüstü görsellerin ve Armand Amar’ın muhteşem müziği eşliğinde sunulmuşlar.

Film tek kelimeyle nefes kesici! Beni başından sonuna kadar ekran karşısında çakılı kalmış gibi tutan çok az film vardır, HUMAN onlardan biri. Üstelik filmin yapılış amacı da özel; bizleri faklı kültürden insanlarla tanıştırmak, onların hayatına tanık olmak, insanlığın yaşadığı sorunlara ışık tutmak, temelde insan olmanın ne olduğunu ve aslında hepimizin aynı korkuları, aynı sevgiyi ve aynı özlemleri yaşadığımızı göstermek diyebiliriz.

Bu anlatımla filmi satmaya çalışan biri gibi göründüğümün farkındayım, ama amacım bu değil. HUMAN’ı bugüne kadar görmediyseniz lütfen seyretmeye çalışın, çünkü filmden sonra hayata aslında ne kadar farklı bir anlam yüklediğinizi, kendinizi önemsiz şeylerle ne kadar örselediğinizi anlayacaksınız. Kendinize ve yaşamınıza karşı bakış açınız değişecek.

Sizinle Birleşmiş Milletlerin ve Dünya Bankasının dünya insanlarının refah düzeyine ilişkin bazı istatistiki bilgileri paylaşmak isterim.

2013 istatistiklerine göre;

Dünya nüfüsunun %10’u günde 1.9 $ ile yaşamaya çalışmakta. (Bugünkü çapraz kurdan hesaplarsak ayda 216 TL’ye denk gelir)

Dünya nüfusunun %80’i günde 10 $’dan az bir gelirle geçinmekte.

Dünya nüfüsünün ¼’ü elektriksiz yaşamakta.

Gelişmekte olan ülkelerde 1.1 milyar insan sağlıklı su kaynaklarına ulaşamamakta.

2.6 milyar insan temel sıhhi koşullarından yoksun.

Sizinle paylaştığım bu rakamlarla kendi yaşam koşullarınızı karşılaştırın lütfen. Eğer sokakta yaşamak yerine sıcak ve çatısı akmayan bir eviniz, elektriğiniz, musluktan akan suyunuz ve yiyeceğiniz varsa, sadece bu en temel şartlar bile, sizin dünya nüfusunun “ayrıcalıklı” %10’luk diliminin içinde olduğunuzu gösterir. Bu yazıyı okuyorsanız bir bilgisayarınız veya akıllı cep telefonunuz var demektir. Bir arabanız varsa, bu sizi daha da yukarıya taşır. Kendi geçiminizi sağladıktan sonra, herhangi bir sosyal sorumluluk çalışmasında veya bağışta bulunuyorsanız, yaşam koşullarınız çok daha iyi demektir.

Varlık bilinciniz ve siz

Kendi şartlarınıza farklı gözle bakarak sahip olduklarınızın farkına varmanız, varlık bilincinizi güçlendirmeniz açısından çok önemli. Bu bir zihinsel eğitim sürecidir ve düzenli çalışma ve zaman ister. Yıllara dayanan yokluk bilincimizin yerine bolluk bilincini öne çıkarmamız için elimizdekilerin farkına varmamız gerek. Bu farkındalığı geliştirerek, beynimizde yer alan ve duygularımızı tetikleyerek bizi motive eden, düşüncelerimizin eyleme dönüşmesini sağlayan ve limbik sistemimizin orta kısmında bulunan ödül devresini tetiklemiş oluruz. Kim hayatında sahip olduğu iyi şeylerin daha fazla olmasını istemez ki?

Bu alandaki bilişsel hazırlığımızı hızlandırmak için hayatın bize vermediklerinden çok, verdiklerine odaklanarak beynimizin de odağını kaydırırız ve böylece kendimize çekmek istediğimiz iyi tecrübelerin, olayların, insanların ve maddelerin arayışına geçmesini sağlayabiliriz.

Hepimiz bardağın yarısı boş, yarısı dolu deyimini biliriz, öyle değil mi? Bardağın sadece boş veya sadece dolu kısmına bakmak bize bir yarar sağlamaz. Bardağın tümüne odaklanıp, dolu kısmı için minnettar olmamız, boş kısmı için ise çalışmamız ve gelişmemiz gerek; kendimize nasıl yatırım yapmalı, ne öğrenmeli, hangi becerileri kazanmalı veya hangi kişisel özelliklerimizi parlatmalıyız… Kısacası, bardağın tümüne bakıp, dolu kısmında hayatın bize sunduğu fırsatları görerek teşekkür etmeliyiz ve boş kısmını doldurmak için harekete geçmeliyiz.

Bir yıllık refah istiyorsanız, tohum yetiştirin.

On yıllık refah istiyorsanız, ağaçları büyütün.

Bir ömür boyu refah istiyorsanız, kendi değerinizi geliştirin.

                                                                                       Çin Atasözü

Daha Fazla

Genel

HEDEF BELİRLEMENİN YOL HARİTASI  

Hedef belirlemenin ne kadar önemli olduğu, okulda ve iş hayatında bize hep öğretildi. Hatta bir adım daha ileriye gidilerek, hedef oluşturmanın bir formülü bile geliştirildi. Peki ama, her şey bu kadar tanımlıyken, neden pek çok kişi için hedefe ulaşmak bu kadar zor? Neden büyük hevesle başlatılan girişimler, bir süre sonra yarım kalırlar? Eksik olan nedir?

NEDEN farkındalığı

Bir hedefe başarıyla ulaşmak için her şeyden önce, onu NEDEN istediğinizi net bir şekilde ifade etmeniz gerekli. Hedefinizin arkasında güçlü bir nedeniniz varsa, ona ulaşmak için güçlü bir motivasyonunuz da var demektir. Aksi taktirde dikkatiniz dağılır ve odaklanamazsınız. Kendinize sürekli farklı hedefler koyarsınız, ama ya yarım kalırlar, ya da onları tamamlasanız bile elde edilen sonuç sizi mutlu etmez.

Hedefinizin arkasındaki NEDEN itici güç oluşturarak, sizi karşılaşacağınız güçlüklere rağmen başarmak için çalışmaya teşvik edecektir. Büyük hedefler büyük özveriler gerektirirler, bunları başarmanın tek yolu da güçlü bir NEDEN’e sahip olmaktır.

Hedefinizi belirlerken kendinize karşı dürüst olun. Sizin için neden önemli olduğunu bulana kadar kendinize sorun. Hedefinizi arkadaşlarınızla paylaştığınızda eleştiriye uğrasanız bile NEDEN’inizi özgüvenle ve cesaretle savunabilmeniz gerek. Ancak o zaman bu hedef sizin için doğru ve gerçek olacaktır.

Hedefi oluştururken göz önünde bulunduracağınız unsurlar

Tecrübeler – hedefinize ulaşmanız sonucunda sizi mutlu edecek olan,  yaşamak isteyeceğiniz tecrübeler nelerdir? (örn. aşık olmak, seyahat etmek, kariyer yapmak, para kazanmak, çocuk sahibi olmak, bir şey yaratmak,  bir şey öğrenmek, yeni beceri kazanmak gibi).

Gerekli özellikler – bu tecrübeleri yaşamak için nasıl biri olmanız gerekir, hangi özelliklere sahip olmalısınız, neleri öğrenmelisiniz, hangi yönlerinizi geliştirmelisiniz. Sağlığınız, bilgileriniz, fikirleriniz, yetenekleriniz ne durumda, sizi hedefinize ulaştırmaya yeterliler mi?

Sosyal fayda – hedefinize ulaşmanız sonucunda elde edecekleriniz ile yaşadığınız topluma sağlayacağınız katkı nedir, aileniz ve çevrenize nasıl fayda sağlayabilirsiniz, toplumsal misyonunuz nedir?

Hedefinizi yazın

Hedefinizi belirledikten sonra mutlaka bir yere yazın.
Dominican Universitesinde Gail Mathews tarafından yapılan bir araştırmaya göre hedefini yazan kişilerin olumlu sonuca ulaşma oranları, yazmayanlara göre çok daha yüksek. Yazı yazarken kelimeleri bir yandan da görsel olarak algılamanız zihninizi uyarır ve hedefinize odaklanmasına yardımcı olur. Cümleyi kurarken pozitif ve net ifade kullanın, mümkünse zaman limiti belirleyin.

Muğlak ifadeler, muğlak sonuçlar doğururlar! Hedefinizi belirsiz biçimde ne istemediğiniz üzerine değil, belirgin biçimde ne istediğiniz üzerine geliştirin. “Tatlı yemeyeceğim” yerine “Bugün itibariye önümüzdeki 3 ay boyunca daha çok sebze ile besleneceğim”  veya

“Satış kaybını engelleyeceğim” yerine “Yıl sonuna kadar yapacağım satış noktası ziyaretlerimde müşteri memnuniyeti odaklı olarak satışımı arttıracağım” gibi ifadeler kullanabilirsiniz.
Hedefinizi yazın ve her gün görebileceğiniz yerlere yerleştirin (bilgisayar ekranınıza, çalışma masanıza, yatak başucunuza), her gördüğünüzde zihniniz daha çok hedefe yönelik çalışacaktır.

Hareket planınızı oluşturun

Hedefinizi yazdıktan sonra hareket planınızı oluşturun.

Başarılı olmak için yapmanız gerekenler neler? Büyük hareket planınızı küçük adımlara bölün, her bir adım için bir süre tanıyın, böylece bunalmadan ve gözünüz korkmadan hedefiniz doğrultusunda ilerleyebilirsiniz. Vizyonunuzu belirleyin, hedefiniz gerçekleşince hayatınız nasıl olacak, neler değişecek, başarmış biri olarak kendinizi nasıl hissedeceksiniz? Bu hislere odaklanarak atmanız gereken adımları atın. Kendinizi iyi ve başarmış hissetmezseniz hedefinize olan inancınız zayıflar, inancınız zayıflayınca da süreç boyunca karşılaşacağınız zorluklara yenik düşersiniz.

En önemlisi de kendinize güvenin! Yapamayacak olsaydınız, en başta kendiniz için bu hedefi koymazdınız.

Başarınızı kutlayın

Başarılı olarak tamamladığınız her adım için kendinizi tebrik edin, gücünüzün ve becerinizin farkına varın. Bunu yapmak, size hedefinize ulaşma sürecinde daha fazla cesaret ve şevk verecektir. Hedefinize ulaştığınızda hak etmiş olarak keyfini çıkarın, başarınızı kutlayın. Unutmayın, başarıyla tamamlanmış her hedef sizi daha bilgili, daha becerikli ve en önemlisi daha özgüvenli kılacaktır.

Dürüst olmam gerekirse, bu benim en severek uyguladığım bölüm. Her farkındalık, her uyanış, her küçük zafer için kendimi tebrik ve teşvik etmeyi alışkanlık haline getirdim. Böylece hedefime doğru ilerlerken dengemi kaybedecek olsam bile, güçlü yanlarımı ve başarılarımı hatırlayarak bir sonraki adımı daha kararlı ve istekli atarım.

Peki, sizin hedefiniz nedir? Ona nasıl ulaşırsınız? Hedefiniz için sizi yola çıkartan, yolunuza çıkabilecek engellere karşı sizi güçlü kılan önemli NEDEN’iniz ne?  Aşağıya yorumunuzu yazarak bana ve diğer okuyuculara ilham verebilirsiniz.

Ayrıca, hedefine ulaşmakta zorlanan arkadaşlarınız, müşterileriniz veya iş arkadaşlarınız varsa bu yazıyı paylaşarak, doğru şekilde hedef koymaları için onlara destek verip, başarılarına ortak olabilirsiniz.

Hedeflerinizi başardığınız ve bu başarınızı sevinçle kutladığınız mutlu bir yaşam dileğiyle!

Daha Fazla

Genel

Tarkan ve Marka Yönetimi

Dün akşam uzun yıllar sonra Tarkan’ın konserine gittim. Tek kelime ile muhteşemdi! Kendisini daha önce de belirli aralıklarla canlı seyretme fırsatını bulmuştum, ama dün akşamki performansı, sahne düzeni, ışıklandırma, ses düzeni, seyircisi ile iletişimi, kısaca her şey dünya standardındaydı. Yurt dışında defalarca dünya starlarını seyretme fırsatını buldum ve rahatlıkla söyleyebilirim ki Tarkan, yıllar içinde sahnede devleşerek kendisini çok farklı konumlandırmayı başardı. Karizması ve sahne kişiliği ile bu kadar büyük bir dinleyici kitlesini avucunun içine alarak, konserini bir sevgi seline dönüştürmesi bir tesadüf olamaz. Sahne aldığı her gece Harbiye Açıkhava Tiyatrosunu hınca hınç doldurarak, her yaş ve sosyo-ekonomik grubundan insanları tek ses ve tek yürek haline getirerek, 4000 kişilik koro eşliğinde şarkılarını söylemek her sanatçıya nasip olacak bir durum değildir.

Konserden sonra Onu diğerlerinden farklı kılan nedir diye düşündüm. Her sanatçının kendine has bir dinleyici kitlesi vardır, ama Tarkan bu kadar geniş dinleyici yelpazesine ulaşabilen ender sanatçılardan biridir. Bu farklılığın nedeni nedir?

Tarkanı iş dünyasından bir “marka” olarak düşünürsek, güçlü yönlerini iyi bilen, kendini buna göre konumlandıran ve iletişimini bu doğrultuda yapan biri olarak tanımlayabiliriz. Bir “marka” olarak hedef kitlesine vaat ettiği şeyi her seferinde kalitesini yükselterek vermektedir.

İnsanların yaşadıkları tecrübeler marka sadakatini oluşturan en büyük etkendir. Müşterilerin yaşadıkları şeyler, sizinle tekrar iş yapıp yapmayacaklarını veya sizden ürün alıp almayacaklarını belirlemektedir. Sizinle ilgili yaptıkları paylaşımlar, ürününüz veya markanız ile ilgili algıyı yönetmekte, dolayısıyla da marka değerinizi oluşturmaktadır. Sonuçta, ya rakiplerinizden kalitenizle ve tutarlılığınızla ayrışırsınız, ya da diğerlerinden biri olursunuz.

Bütün büyük markaların bir amacı ve buna uygun bir tutumu vardır. Bu amaç ve tutum, tüketicilerde paylaşmak isteyecekleri hikayelere dönüşürler. Bu hikayeleri, müşterilerin kişisel tecrübeleri oluştururlar ve hoşunuza gitse de gitmese de, bunlar son derece kişisel tecrübelerdir. Ne var ki, siz, bir marka, bir organizasyon, bir lider veya bir çalışan olarak hedef kitlenizin yaşamak ve paylaşmak isteyeceği tecrübeleri belirleyebilecek güçtesiniz.

Bir markayı bir ikona dönüştüren şey tutku’dur.

Her he kadar güçlü bir strateji belirlerseniz belirleyin, bu dönüşümü sağlayan asıl şey içinizdeki tutkudur, markanızın veya sunduğunuz hizmetin arkasındaki NEDEN’dir. Ancak yaptığınız işin arkasındaki Neden’nin oluşturduğu itici güçle kendinizi ve markanızı güçlü, istenilen ve güvenilir bir konuma getirebilirsiniz.

Tarkana geri dönersek, başarısının arkasındaki nedenin; dinleyicisini merkeze koyarak, yaşatmak istediği sihri her seferinde kendisini yenileyerek ve geliştirerek vermek olduğunu düşünüyorum.

Yolu açık olsun!

Daha Fazla

Genel

DOĞRU KARAR VERMEK İÇİN 2 ÖNEMLİ YOL

Bundan yaklaşık 24 yıl önceydi. O dönemde sektörel tanınırlığı yüksek, itibarlı ve çalışanlar tarafından kariyer yapmak üzere tercih edilen bir kurumda çalışmaktaydım. İş arkadaşlarım ve yöneticilerimle iyi geçinmekte, genel olarak çalışma ortamından da memnundum. Ne var ki yaptığım iş bana uygun değildi. Ben insanlarla direkt iletişimde olmayı, yaratıcı yönümü kullanmayı severken, burada üstlendiğim görevde bütün günü çoğunlukla kendi başıma, bilgisayar karşısında, bir sürü evrak ve data arasında geçirmekteydim. Mutsuzdum ve her gün kendime “Ben neden burada çalışmayı kabul ettim ki?” diye sormaya başlamıştım. Sonunda bir gün karşıma çıkan ilk iş fırsatını değerlendirerek, uzun zamandan beri yolumu ayırmak istediğim bu kurumdan ayrıldım. Ne var ki, yeni işyerimde daha ilk ayımı tamamlamadan, aslında ne kadar büyük bir hata yaptığımı anladım.

Önceki kurum benim için doğru iş yeri, yanlış görevdi; oysaki yöneticilerimle konuşarak sorunumu halledebilirdim. Sonraki kurum ise tamamıyla yanlış işyeri ve yanlış görevdi. İşe başladıktan kısa bir süre sonra, seçimlerimi artık daha dikkatli yapmak üzere oradaki çalışmamı da sonlandırdım.

O günlerde neyi yanlış yaptığımı çok anlayamamıştım, ama bugün geriye dönüp baktığımda resim çok net!
İlk kurumda yeteneklerimi ve ilgi alanlarımı sorgulamadan sırf bir işim olsun diye görevi kabul etmiştim. İkincisinde ise, “kaçmak” için karşıma çıkan ilk iş fırsatını kabul ederek, hata yapmıştım.
İş hayatımda başımdan geçen bu iki olay, hayatımın sonraki dönemlerinde her şeye daha farklı bir pencereden bakarak karar vermemi sağladı.

Doğru karar vermek ile ilgili farklı öneriler veya yöntemler tavsiye eden pek çok kitap veya makaleler okuduğunuza inanıyorum. Ancak, bizzat yaşadığım olaylardan yaptığım çıkarımlar doğrultusunda, sizinle paylaşmak istediğim iki önemli kriter var.

1. HER ŞEYE EVET DEMEK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ

İçinde bulunduğumuz koşullar bazen bizi hiç düşünmeden hareket etmeye zorlarlar. Mesela, yoğun stres altındayken veya alternatifsiz bir durumda olduğumuzda, aldığımız teklifin veya karşımıza çıkan fırsatın bizim kişiliğimize, yapımıza, ilgi alanlarımıza veya becerimize uygun olup olmadığını irdelemeyiz. Sonuçların ne olabileceğini hiç düşünmeden, sırf günü kurtarmak için kabul ederiz.

Oysaki, hayatımızda neye Evet dediğimiz çok önemlidir!

Her kabul ediş, bir vazgeçiştir!

“Her kabul ediş, bir vazgeçiştir!” deyimini çok severim. Bir şeye Evet derken aslında neden vazgeçtiğimizi bilmemiz gerekir. Karar verme telaşıyla sanırım asıl atladığımız nokta işte burası: neden vazgeçtiğimiz!

Hayatta karşımıza çıkan fırsatları nasıl göründüklerine, bize vaat edilenlere, gerçekleştirmek için aslında hiç emek vermediğimiz hayallerimizi süslemelerine kanmadan, onları akl-ı selim bir şekilde kendi yaşam amacımızın ve değerlerimizin süzgecinden geçirirsek, kendimizi gereksiz zaman harcamaktan kurtarmış oluruz. Hayallerimizi hayata geçirmek ve hak ettiğimiz başarıya ulaşmak için sadece bir ömrümüzün olduğunu düşünürsek, sahip olduğumuz zamanı daha yapıcı ve verimli kullanmak doğru olmaz mı?

Benim örneğime geri dönersek; sırf bir işim olsun diye hemen önerilen görevi kabul etmeseydim, beni daha mutlu eden ve geliştiren, belki de daha kısa sürede kariyer yapmamı sağlayacak bir iş fırsatı ile karşılaşırdım. Kendi iç sesime daha çok kulak verseydim ve her şeyden önce kendimi daha iyi tanısaydım, benim için doğru olanı seçerek, ikinci büyük hatamı yapmazdım.

2. KAÇMAK YERİNE BİR HEDEFİNİZ OLSUN

Farkında mısınız bilmem, ama insanlar genellikle kendilerini büyüten bir amaç uğruna hareket etmek yerine, bir şeylerden sürekli kurtulmak isterler. Bunun nedeni amaç için emek vermenin zor, kaçmanın ise kolay olmasıdır.
İçinde bulunduğumuz şartları değiştirmeye çalışmak yerine, oradan “kaçmak” kısa vadede kolay ve pratik bir çözüm gibi görünebilir. Ancak bütün iş hayatım süresince şunu gördüm ki, hepimiz bir bütünün parçasıyız. Bulunduğumuz yer veya üstlendiğimiz görev bizi tanımlamıyor olabilir, ama bir şeyleri değiştirmek için işe önce kendi değişimimizle başlamamız gerek. Kendimize yapacağımız her yatırım ilk anda kurumu faydalandıracak gibi görünse de, aslında uzun vadede kariyerimize yansıyacaktır.

Kendimize yapacağımız her yatırım aslında kariyerimize yansıyacaktır.

İş hayatına atılan hemen hemen herkesin amacı aynı: para kazanmak ve kariyer yapmak. Bunlara ulaşmak için daha iyisini istemek son derece doğal, ne var ki bütün hareket planınıza anlam katacak olan şey nereye gittiğiniz değil, NEDEN gittiğinizdir?

Kendinize ne vaat ettiniz? Çalışacağınız kuruma ne katacaksınız? Sizi farklı kılan şey nedir? Güçlü yönleriniz neler? Hangi özelliklerinizi geliştirmeniz gerek? Kariyer basamaklarını çıkarken veya kendi işinizi büyütürken hedefiniz ve buna bağlı rotanız nedir?

Bütün bunları belirlemeden hangi kuruma giderseniz gidin, aradığınız tatmini bulmanız neredeyse imkansız olur. Kendinizi bir anda sürekli arayışta olan ve kariyerinde istediği doyuma ulaşamamış biri olarak bulabilirsiniz. Gitmek istediğiniz hedefi belirlemeden, sırf mevcut şartlardan kurtulmak için yapacağınız her kaçış sizi sadece hayal kırıklığına götürecektir. Tıpkı yıllar önce benim yaptığım kaçış gibi…

“Acaba dünyada, başkalarının tecrübelerinden istifade edecek kadar akıllı insan var mıdır?” diye sormuş Voltaire. Cevabını bilmiyorum, ama şunu biliyorum ki, insanlar yaşayarak kendi tecrübelerinden öğrenirler. Ancak başkalarının yaşam hikayelerinden de ders alırsak ve bizim için doğru olanları cebimize koyarsak, hayat denen bu yolu daha bilge ve daha donanımlı olarak yürüyebiliriz diye düşünüyorum.

Sizin yaşam tecrübenizden aldığınız dersler neler? Sizi neler zenginleştirdi? Benimle paylaştığınızda birlikte gelişebilir ve en güzeli, hayatlarımıza beraber değer katabiliriz.

Daha Fazla

Genel

İŞ HAYATINDA BAŞARI İÇİN MİNİMALİST OLMANIN 4 YOLU

Minimalizm denince aklınıza ne geliyor? Mimaride ve sanatta öne çıkan bir akım mı, daha azla yetinmek mi, daha sade bir yaşam tarzı mı, yoksa Minimalizmi daha da yaygın bir kavram haline getiren Colin Wright’ın sahip olduğu 55 adet eşyası mı?

Aklınıza gelenler bunlarsa, fazlası da olmakla birlikte, hepsi doğru.

Kendi öz değerimizi artırmak ve “iyi hissetmek” adına tüketim alışkanlıklarımızı sürekli körükleyen pazarlama stratejilerine ters düşen bir kavram gibi görünse de, Minimalizm bugünün iş dünyasında kabul görmüş ve yaygınlaşmaya başlamış bir uygulama şeklidir.

Daha az iş yapmak neden aslında işinizi büyütür?

Minimalizm sadeliği ve azı temsil ediyorsa, onu iş hayatıyla nasıl bağdaştırabiliriz? Sonuçta, iş yapmanın iki temel amacı vardır: başarı ve para kazanmak. Oysaki Minimalizm, ilk bakışta her ikisiyle de çelişmektedir.

Bu bakış açısıyla, Minimalist bir yaklaşımın başarıya ve paraya nasıl destek vereceğini merak edebilirsiniz. Ben de uzun yıllar çalışan ve büyük ekipler yöneten biri olarak, Minimalizmi “İŞ” kavramıyla bağdaştırmakta zorluk çekmiştim. Ta ki kendimde uygulamaya başlayana kadar…

Minimalist bir tutumla işinizde nasıl daha başarılı olabileceğinizi anlatmadan evvel, şunu açıklığa kavuşturmama izin verin lütfen;

Minimalizm bir mindset‘tir.

Kendinizle, işinizle, dünya görüşünüzle ilgili yaklaşımınız ve davranış biçiminizdir. Minimalizmi daha iyi anlatmak için, onu bir “özgürlük arayışı ve takibi” olarak tanımlayabiliriz.

Finansal sıkıntılardan özgürlük, kendinizden çok nesnelerle ilgilenmekten özgürlük, yapmaktan hoşlanmadığınız, ama kendinizi zorunlu hissettiğiniz şeylerden özgürlük, uzun ve verimsiz çalışmalardan özgürlük, korkularınızdan ve endişelerinizden özgürlük…

Liste sonsuza kadar devam edebilir, ama temelde bahsettiğim şey, başarılı olmak ve para kazanmak için sizi kısıtlayan ve zamanınızı çalan her şeyden özgür kalmaktır.

Bu özgürlük alanını yaratmak için;

1. Yaşam alanınızı arındırın

Yaşam kalitenizi yükseltmek ve hayatınızdaki enerji seviyesini artırmak için yaşadığınız alanı gereksiz eşyalardan arındırmanız gerektiğini söyleyenlerin tavsiyesine uymak, atacağınız ilk adım olabilir.

Evinizde, ofisinizde, dolaplarınızda, çekmecelerimizde kullanmadığımız, gereksiz ne varsa kurtulun.

Kullanılmayacak durumda olanları atın, iyi olanları ihtiyacı olabileceklere verin. Aynı işlemi bilgisayarınızdaki gereksiz dosyalara da uygulayabilirsiniz. Etrafınızdaki tıkanıklığı ne kadar azaltırsanız, zihninizdeki tıkanıklık da o kadar azalacaktır.

Pek çok kişi bir sürü gereksiz şeyi ya hatıra olarak, ya da bir gün gerekirse diye biriktirerek yaşamakta. Oysaki fazlalık olan her şey, gereksiz zaman, alan ve enerji tüketimi demek. Bu enerjiyi işinizde veya sizi mutlu eden aktivitelerde kullandığınızı bir düşünsenize!
Bu öneriler kulağa “Yeni Çağ” felsefe akımı gibi gelebilir, ama yaşam alanınızı arındırarak daha iyi odaklanabilir ve daha kolay karar verebilirsiniz. Etrafınızda olan ve dikkatinizi dağıtan faktörleri ne kadar azaltırsanız, işteki performansınıza o kadar katkı sağlamış olursunuz.

2. İşin büyümesine karşı kişisel özgürlük

İş sahibi olan herkes işini büyütmek, daha çok alanda faaliyet göstermek, daha fazla kişiye ulaşmak ister. Ancak, büyümek her zaman iyi değildir. Pek çok şirket hızlı büyümenin sonucunda başarısız olarak küçülmek zorunda kalmıştır. Bunun için her şeyden önce alt yapısının uygun olması gerekir, ama bu başka bir konunun detayıdır.

Biz şimdi Minimalizme geri dönerek, onu işimizin olumsuz şekilde hızlı büyümesine karşı nasıl kullanacağımızı inceleyelim;

Faaliyet alanlarınızı genişleterek yatay büyümek yerine, en başarılı ve en karlı alanlarınıza odaklanabilirsiniz. Böyle davranmak (özellikle işiniz kolay büyümeye uygun değilse) sizi hem bir konunun uzmanı haline getirir, hem de kar marjınızı artırmanızı sağlar. Kısacası, daha çok para kazanırsınız!

Daha az alana odaklanmak, size ayrıca özgürlük de sağlar. Kişisel olarak kendinizi daha özgür hissetmeniz, gücünüzü ve enerjinizi belirli noktalarda toplamanıza yardımcı olacaktır.

En karlı ve başarılı alanlarınıza odaklanmak, beraberinde finansal başarıyı ve sektörel tanınırlığı getirecektir.

3. Daha az sorumluluk, daha mutlu Girişimci ve Küçük İşletme Sahibi

Özellikle Start-up aşamasında olan işletmelerde sıkça görülen sorun, her şeyi kendilerinin yapmayı istemesidir. Aynı durum pek çok küçük işletmede de gözlemlenmektedir. Bütün yetkiyi ve sorumluluğu tek yerde toplamak her ne kadar kontrolü kolaylaştırıyor gibi görünse de, aslında sizi yavaşlatmakta ve manevra kabiliyetinizi azaltmaktadır. Sorumluluk alanınızı genişletmeniz, küçük veya büyük bir sürü günlük problemle uğraşmanıza neden olacaktır. Bunun üstesinden gelmek için başkalarını görevlendirin ve sorumluluk yükleyin!

İşiniz gereği yapmanız gereken şeylerin listesini çıkartın. Bunların içinden hangilerinde başarılı olduğunuzu ve yapmayı sevdiğinizi belirleyin. Bu görevleri kendinize ayırın, geri kalanlardan hangilerini delege edebileceklerinize karar verin. İşinizdeki en önemli alanlara odaklanabilmek için kendinize rahat ve verimli zaman ayırmaya çalışın.

Kendinizi ne kadar özgürleştirirseniz, işinizi bir o kadar rahat yönetir ve büyütür hale gelebilirsiniz.

4. Daha az Sosyal Medya faaliyeti

İşimizi kurarken veya büyütürken, yaşadığımız teknolojik çağın nimetlerinden faydalanarak, olabildiğince geniş kitlelere ulaşmayı ve müşteri portföyümüzü genişletmeyi hedefleriz. Bu alanda gözlemlediğim genel eğilim, bilinen ne kadar çok sosyal mecra veya aplikasyon varsa kullanmaktan yanadır. Bu mecralar ve uygulamalar o kadar hızla artmakta ki, insan doğal olarak hangisini tercih edeceğini ve hepsiyle aynı anda nasıl başa çıkacağını bilememekte. Ben de kendi web sitemi ve işimi kurarken aynı süreçten geçtim, dolayısıyla bu duyguyu bizzat yaşadım..

Sosyal Medya, tüketiciler ve endüstri liderleri ile bağlantı kurmak (ve onlardan öğrenmek) açısından en iyi araçtır! Doğru kullanırsanız, sosyal medya sizi güçlendirecek ve ulaşmak istediğiniz kitleyle gerçek bir ilişki kurmanıza yardımcı olacaktır.

Sosyal Medya ile olan ilişkimizdeki kilit nokta işte tam burasıdır: Doğru kullanırsanız…

İşinizde sosyal medya mecralarını kullanırken “Less is More” (Az daha çoktur) deyimini hatırlayın lütfen! Yönetebileceğiniz ve aktif olduğunuz mecraları tercih ederek kendinizi gereksiz stresten ve yükten kurtarmış olursunuz. Düzgün görünürlük sağlayamayacağınız her mecra, aslında kendiniz ve işiniz için olumsuz bir referans olacaktır. Kendi işini kim baltalamak ister ki?

Bu nedenle, işiniz için doğru Sosyal Medya kanallarını seçerek, hedef kitlenize göre belirleyeceğiniz iletişimle, genel bilinirlik ve saygınlığınızı artırma ve potansiyel müşterilerinize ulaşma fırsatını yakalayabilirsiniz.

Gereksiz yüklerden sıyrılarak, kendinizi nispeten özgürleştirebilmek için kullanabileceğiniz bu yöntemleri paylaşmamın amacı işinize ve iş yapma şeklinize farklı bir bakış açısı sunmaktır. Zamanınızı ve enerjinizi daha doğru kullanırken, işinizde ve hayatınızda sadeleşerek büyümenize yardımcı olacak bu tavsiyelerle ilgili görüş ve tecrübelerinizi paylaşmanız, sağlayacağınız katkıdan dolayı beni mutlu edecektir.

Daha Fazla

Genel

DUYGUSAL OLARAK FİT MİSİNİZ?

Duygusal olarak fit misiniz? Fiziksel Fitness’ı biliyoruz da Duygusal olanı nedir diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Birazdan açıklayacağım, ancak konuya girmeden önce, hayatınızın gideceği yönünü nasıl belirlediğinizi bir düşünün lütfen.

Önemli kararlarınızı verirken belirleyici faktör hangisidir – zeka mı, akıl mı? Her ikisinin de katkısı yadsınamaz. Sonuçta ortalama zeka ile üstün zekanın yöneteceği hayatlar mutlaka ki birbirinden farklı olacaklardır.
Ancak, zeka veya akıl tarafından yönetilemeyecek kadar güçlü, hayatımızın yönünü belirleyecek kadar kudretli olan bir şey var: DUYGULARIMIZ.

Geçmişteki tecrübelerinizi bir düşünün; yapmanız gerektiğini bildiğiniz halde yapmadığınız veya yapmamanız gerektiği halde, bilerek ve isteyerek yaptığınız şeyleri hatırlamaya çalışın. Belki de yapmak istemenize rağmen yapamadıklarınız vardır. Bugün geriye dönüp bakarsanız, o günkü davranışınızın aslında o an hissettiğiniz duygudan kaynaklandığını fark edeceksiniz.

Buna örnek olarak bir hatıramı paylaşmak isterim;

Seneler evveldi, üniversiteden yeni mezun olmuştum ve Türkiye muhabiri olarak yetiştirilmek üzere BBC Londra’da eğitim ve staj yapma fırsatı doğmuştu. İlk duyduğumda müthiş sevinmiştim, nihayet çocukluk hayalim gerçekleşebilirdi! Evde herkes benim gibi heyecanlıydı, ne de olsa çocukluğumdan beri sürekli savaş muhabiri olmak istediğimi duymaktan bıkmışlardı. Her söylediğimde annem hafif baygınlık geçirecek gibi olsa da, aslında bunun bir çocukluk hayali olduğunu bildiği için beni açıkçası idare ediyordu.

Nihayet başvurumu yapmam gereken gün gelip çatmıştı. O günkü korkumu ve paniğimi bugün bile hatırlıyorum. Birden bire akciğerlerim yok olmuştu sanki, nefes alamıyordum. Önümde hayal bile edemeyeceğim bir fırsat vardı ve ben korkudan donup kalmıştım.  Çok gençtim, Türkiye’ye yerleşeli henüz birkaç yıl olmuştu. Daha yeni yeni alışmaya çalıştığım bir toplumdan çıkıp, yapayalnız, ailemi bırakarak, hiç bilmediğim başka bir yere gitmem gerekecekti.

Elime böyle bir fırsatın bir daha geçmeyeceğini bile bile korkuma yenik düşerek burada kaldım. O gün verdiğim karar, bugüne kadar verdiğim en zor karardı. Aslında kararı benim yerime, hissettiğim Korku vermişti. Ben ise ona teslim olmuştum. Doğru mu yapmıştım, yanlış mı bilemem, ama gitmiş olsaydım hayatım farklı bir yöne gidecek, bambaşka tecrübeler yaşayacaktım.

Bugüne kadar verdiğimiz bütün kararlar, yaptıklarımız, yapmadıklarımız, tercihlerimiz ve vazgeçişlerimiz; hepsi hayatımıza yön verirler ve hepsinin temelinde yatan şey Duygularımızdır.

Ne var ki, hayatımızın üzerinde bu kadar söz sahibi olan duygularımız, aslında kendimizi en zayıf hissettiğimiz alandır. Okuduğumuz okullarda ve çalıştığımız kurumlarda bize hep zekanın üstünlüğü ve akıllı kararlar vermemiz gerektiği öğretildi. Kalp ve Akıl karşılaştırıldığında galip gelen hep akıl oldu.

Halbuki kendi hayatımızın kontrolünü ele almak ve onu yönetmek önce duygularımızı yönetebilmekle mümkün. Duyguları baskılamak, -mış gibi yapmak, pozitif düşünmekten bahsetmiyorum. Duruma göre pozitif düşünmek bazen çok işe yarıyor, ama asıl bahsettiğim şey Duygusal Fitness’tır.

Bugün artık herkes sağlıklı olmak için fiziksel fitness’in önemini bilmekte. Ancak bize öğretilmediği için hayatımızın yönünü belirleyen en kritik faktörlerden olan Duyguları Yönetme Becerisi, yani Duygusal Fitness’ı bilmemekteyiz.

Hayatı yönetmek, kendine liderlik etmek ve sadık kalmak demek. Bu konuda genellikle sınıfta kalmamıza rağmen, gerçekten istersek ve amaç edinirsek, öz liderliği hayatımıza geri kazandıracağımız bir alışkanlık haline getirebiliriz.

Peki acaba başkalarının etkisinde kalmak yerine, kendi hayatımızın lideri olmayı öğrenmenin ve bu kasımızı geliştirmenin yolları neler olabilir?

Olanları olduğu gibi gör

Burada önemli olan şey içinde bulunduğumuz duruma karşı gerçekçi olmak ve onu olduğu gibi kabul etmektir.
İnsanlar genellikle durumları olduğundan daha kötü görmeye eğilimli olurlar. Olayı kendi içinde dramatize ederler. Kendilerini çaresiz, haksızlığa uğramış ve çıkmazda hissettikleri için durumu düzeltmek veya yeni bir girişimde bulunmak yerine hareketsiz kalırlar. Oysa temelde duydukları şey korkudur; başarısızlık korkusu, terk edilme korkusu, reddedilme korkusu, değişim korkusu…

Tekrar bir eylemde bulunarak hayal kırıklığı yaşamamak için kendilerini bloke ederler. Kendi hayatları üzerinde güçlerini kullanmamalarına ve teslim olmalarına gerekçe olarak şüpheci veya kötümser olduklarını söylerler. Aslında gerçek, cesaretlerinin olmamasıdır. Ne yapmaları gerektiğini bildikleri halde hareketsiz kalarak konfor alanlarının içinde olmayı yeğlerler. Bu da beraberinde mutsuzluğu, tatminsizliği, muhtemelen de pişmanlığı getirir.

İçinde bulunduğun durumdan daha iyisini bekle

Bu yol hedeflerimiz, projelerimiz, ilişkilerimiz, kısacası beklentilerimiz için geçerlidir ve hayatta her şeyin daha iyi bir geleceği hak ettiği anlayışından doğar. Kendimiz ve Dünya için daha iyisini istemediğimizde büyümeye ve gelişmeye ihtiyaç duymayız. İnsanların temel ihtiyaçlarının en önemlilerinden biri olan büyüme ihtiyacı olmadan kendimizi ifade edememiş, yaşamamız gereken hayatı yaşayamamış, tutkularımızı gerçekleştirememiş oluruz. Hayatta ilerlememizi sağlayan tek şey gelecekle ilgili beklentilerimizdir. Yaşam denen yolculuğumuzu eğlenceli, anlamlı, zevkli, güçlü deneyimlerle zenginleştiren işte bu beklentilerdir.

Harekete geç

Mevcut durumumuzu abartmadan, gerçekçi bir şekilde değerlendirdikten ve geleceğe yönelik hedeflerimizi ve beklentilerimizi oluşturduktan sonra, sıra geldi harekete geçmeye. Buradaki kritik nokta, kolay uygulanabilir ve basit bir strateji geliştirmektir. Bu alanda yapılan başlıca hatalar çok karmaşık veya gerçekçi olmayan yöntemler geliştirerek, uygulama aşamasına geçememektir.

Duygularımızı yönetmeyi öğrenebildiğimizde hayatta aslında her şey basit ve yalın görünür.

Resmin tümünü, bütün detaylarıyla görmeye çalıştıkça duygular yoğunlaşır ve birbirinin içine girerler. Bu durum kontrolümüzü kaybetmemize ve bloke olmamıza neden olur. Oysa anda kalabilirsek, başa çıkmamız gereken şey sadece o anki duygumuz olacaktır. Böylece her seferinde küçük bir adım atarak sonuca ulaşabiliriz.

Koçluk hizmeti alan danışanlarımda gözlemlediğim kadarıyla, bu süreç iyi yönetilemediği takdirde en muhteşem proje bile başarısız hale gelebilmektedir.

Böyle bir durumda, projenizin bir nevi çalışma ortağı olan ve dışarıdaki gözünüz ve kulağınız gibi hareket eden, olaylara içeriden bakarken görmediğiniz kör noktaları fark edip yaratıcı çözümler üretmenizi sağlayan bir Koç’a ihtiyacınız olabilir. İyi bir Koç doğal yeteneklerinizden en iyi şekilde yararlanmanıza ve zayıf yönlerinizin üzerinde çalışmanın yollarını bulmanıza yardımcı olarak, kendi hayatınıza liderlik etme vasfınızı güçlendirmenize destek olacaktır.

Yukarıda bahsettiğim bakış açısı ve yollarla yıllar önce tanışmış olsaydım ya da içinde bulunduğum durumu yönetme konusunda koçluk desteği alsaydım, az önce bahsettiğim olaya tepkim çok daha farklı olurdu. İçinde bulunduğum şartları olduğundan daha kötü görmeden, gerçekle yüzleşerek, geleceğin daha iyi olmasını ümit ederek kendime şans tanıyabilirdim.

En önemlisi de, kararı Korkum yerine BEN vermiş olurdum.

Daha Fazla

Genel

Yeni yıl kararlarınızın başarısını belirleyen 5 güçlü soru

Yılın bu zamanını seviyorum… Eski yıl ile vedalaşmak ve yeni yıla merhaba demek beni çocukluğumdan beri hep heyecanlandırmıştır. Yeni yıl, yeni ümitler, tazelikler, yeni başlangıçlar, hep ileriye bakmalar demek. Danimarkalı filozof Soren Kierkegaard’ın dediği gibi,

“Hayat ancak geriye doğru bakıldığında anlaşılabilir, ama hep ileriye doğru yaşanır”.

Ne kadar doğru bir söz!

Ne var ki, ileriye doğru yaşamak için geriye doğru bakarken, hayatın bize verdiği, bizim de ona kattığımız şeylerin farkında olmamız gerek.

Bunu söylemenin, yapmaktan daha kolay olduğunu biliyorum, çünkü hayatın hızlı temposuna kapılıp giderken, pek çok anı fark etmeden yaşarız. Evde yapılması gereken işler, işte tamamlanması gereken projeler, günün getirdiği telaş derken, zamanın hızla geçip gittiğini anca yılın sonuna gelince anlarız. Eski yılı, yaşadıklarımıza göre mutlu veya hüzünlü uğurlarken, her yılbaşında olduğu gibi, Yeni Yılı hayatımızın olmazsa olmazı olan yeni yıl kararları ile kutlarız.

Giden yılın ardından neler yaşadığımızı çok düşünmeden, yeni yıl ile ilgili beklentilere gireriz. Sağlığımızla, işimizle, paramızla, hatta kilomuzla ilgili niyetler belirleriz. Niyetler diyorum, çünkü genellikle yeni yılın ilk haftalarında verdiğimiz kararlarda istikrarlı olup, sonrasında boş veririz. Bu durum sanırım bana olduğu gibi, pek çoğunuza da tanıdık gelecektir.

İstikrarsız niyetleri isabetli kararlara dönüştürme

Yeni yıl kararlarımızdan bir-iki ay sonra cayarak, kendi kendimize “Offf, geçen sene de aynı şeyi yapmıştım” dememek için kararları verme sürecine eski yılı yeniden incelemekle başlamamız gerek.

Bunu yapmanız için, kişisel gelişiminize katkı sağlayacak ve kendiniz için oniki aylık doğru hedef koymanızı kolaylaştıracak bir tavsiyem olacaktır.

Yapmanız gereken şey çok basit; eski yılı nasıl yaşadığınızı, neler yaptığınızı gözden geçirerek, bir nevi içsel tecrübe ve birikim envanteri yapacaksınız. Bu işlem kulağa karışık gelebilir ama, aslında uygulanması çok kolay ve sadece 10 dakikanızı alır.

İhtiyacınız olan şeyler: 10-15 dakika kendi kendinize kalacağınız sakin bir yer, kağıt, kalem ve hafızanızı tazelemeye yardımcı olacak geçen yılın takvimi.

Hepsi bu kadar!

Yeni Yıl kararları için güçlü sorular

Size önerdiğim yöntemle, doğru Yeni Yıl hedefinizi belirlemek için güçlü sorular sorarak kendinize bir nevi koçluk yapacaksınız. Güçlü soruların sihri vardır. Kişide farkındalık yaratırlar, başka açıdan baktırarak düşündürürler ve harekete geçirtirler.

Kendinize soracağınız sorulara dürüst cevap verin, zira gerçeği saklamak, sadece zaman kaybına neden olacaktır.

Gelelim kendinize soracağınız güçlü sorulara;

1. Geçen yıl içinde, yaptığın ve kendinle gurur duyduğun şey nedir?

Zamanı çabuk tükettiğimiz için çok defa yaptığımız iyi şeyleri fark etmeyiz veya hatırlamayız, ama kendimizi eleştirirken çok acımasız olabiliriz. Mükemmeliyetçi davrandığımız için hatalarımıza karşı aşırı hassas davranıp, yetersiz hissederiz. Halbuki, hepimiz yeterliyiz ve sınırsız potansiyele sahibiz. Yeter ki kendi içimize bakıp, sahip olduğumuz iyi değerleri ortaya çıkararak, kendimizi taktir etmeyi öğrenelim.

Önceki yazılarımda özdeğerinizi artıracak bir mikro nöro-egzersiz önermiştim. Bu egzersiz, yeterlilik bilincinizi ve özgüveninizi geliştirmenize yardımcı olacaktır.

Yukarıdaki soruya cevap vererek, yaptığınız güzel şeyler için kendinizi onurlandırmış olacaksınız. Küçük ya da büyük, yapmaktan gurur duyduğunuz şeyleri kağıda yazın, onları okuyun ve başarınızdan dolayı kendinizi tebrik edin.

Bu çalışma kendinize olan güveni ve inancı tazelemeniz açısından önemlidir.

2. Yıl içinde yaptığınız hata nedir ve kendisinden nasıl bir ders aldınız?

Bu soruya vereceğiniz cevap, sizin için geriye dönük bir davranış analizi olacaktır.

Siz de benim gibiyseniz, yaşadığımız olaylar tazeyken genellikle objektif değerlendirme yapamayız. Duygularımız yoğun oldukları için, o an ne hissedersek yaşadığımız olaya da o gözle bakarız. Bu nedenle, başımızdan geçenlere sağduyulu bakabilmek için araya biraz zamanın girmesi gerekmektedir.

Geriye dönerek, yıl içinde yaptığımız bir hatayı yıl sonunda tekrar değerlendirmek, bize farklı bir bakış açısı kazandıracaktır. Aranızdan kaç kişi yaşadığı bir olayla ilgili aylar sonra “İyi ki böyle olmuş…” veya “İyi ki o an istediğim gibi olmamış…” dedi? Ben çok defa söylediğimi hatırlıyorum.

Bir hatadan aldığınız dersi fark ederseniz, o hatayı tekrar yaşamazsınız.

Hatanız için kendinizi affedin ve aldığınız ders için minnettar olun, çünkü bu dersin gelecekte ne zaman ve nasıl işinize yarayacağını bilemezsiniz.

Soruya sıkılmadan ve yüksünmeden cevap vermek, yeni yılda tecrübeleriniz açısından size yardımcı olacaktır.

3. Yeni yıldan önce vedalaşmak istediğiniz alışkanlıklarınız veya inançlarınız nedir?

Size hizmet etmeyen kendinizle ilgili inançlarınız veya düşünceleriniz neler? Kısacası hangi mindsetinizi değiştirmek istersiniz? Kendinize bugüne kadar hep anlattığınız, ama hiç bir hayrını görmediğiniz hikayeler neler? Bu hikayelere göre hedefiniz için çok mu gençsiniz, yoksa çok mu yaşlı, ihtiyaç duyduğunuz bilgiye ve beceriye mi sahip değilsiniz, zamanınız mı yok, kilonuz mu fazla, yoksa başkaları sizden daha mı şanslı…

“Kendimizle ilgili anlattığımız hikayeler hayatta gittiğimiz yönü belirlerler.”

Pek çok kişi, sırf kendileri için gerçek olduğuna inandıkları sınırlayıcı tanımlamalardan dolayı hayatlarına anlam katacak hayallerini gerçekleştirmeden yaşarlar.

Kendinizle ilgili hikayelerinizi değiştirin!

Sizi engelleyen tüm inançlarınızla vedalaşmaya karar verin ve hedeflerinizle aynı hizada olmayan ne varsa hayatınızdan çıkarmak için kendinize söz verin.

Sizi zehirleyen tüm toksik duyduları, öfkeleri, suçlulukları, kızgınlıkları, kıskançlıkları bırakın. Dolaplarınızı, çekmecelerinizi temizleyin, kullanmadığınız eşyaları başka ihtiyaç sahiplerine verin. Böylece hem yaşadığınız alanı hafifletmiş, hem de başkaları ile yardımlaşmış olursunuz.

Yeni yıla girerken içten ve dıştan arınarak, hayatınızda yeni ve taze enerjilere yer açın.

Mevlana’nın da dediği gibi,

“Ağaç gibi ol ve ölü yaprakların dökülmesine izin ver.”

4. Yeni yıl için en büyük hedefiniz nedir?

Yeni yıl için kendinize bir hedef belirleyin. Hedefleriniz birden fazlaysa, onları aralarında derecelendirin ve en önemlisinden başlayın. Hangi hedefinize ulaşırsanız yaşam kaliteniz artar veya hayatınız anlam kazanır? İlk önce onu belirleyin ve o hedefe odaklanın.

5. Yeni hedefinizi gerçekleştirmek için kendinizde geliştirmeniz gereken özellikler nelerdir?

Yeni yıl hedefinize ulaşmak için ihtiyaçlarınızı tespit edin: bilgiye mi ihtiyacınız var, finansal destek mi gerekli, geliştirmeniz gereken bir özelliğiniz mi var. İhtiyacınızı belirledikten sonra, ona ulaşmak için kaynakları araştırın.

Hedefinizle ilgili mindsetiniz, bilgi/becerileriniz ve eylemleriniz birbiriyle uyumlu olmalı. Yetersiz olduğunu düşündüğünüz bir yönünüz varsa, onu tespit edin ve geliştirmek için harekete geçin. Kendinize yapacağınız her yatırım, sizi hayatta daha ileriye taşımak için atılmış bir adım olacaktır.

Daha Fazla

Genel

“Yeterli Değilim” inancını nasıl yeneriz

Hayatımızdaki başarıları  ve başarısızlıkları direkt olarak etkileyen, tüm duygusal sorunlarımızın en temel inancı olan “Yeterli Değilim” olduğunu biliyormusunuz?

İnsanların, hayatları boyunca en çok mücadele ettikleri ilk 10 sınırlayıcı inancın listesi yapılsa, “Ben Yeterli Değilim” tartışmasız ilk sıraya oturacak niteliktedir.

Bugün dünya nüfusunun %80’inden fazlası kendisini yetersiz hissetmekte ve bu duygu etrafında hayatını kurgulamaya çalışmaktadır.

Siz kendinizi yetersiz hissettiğiniz mi hiç? Ben hissettim, hatta hayatımın bir dönemi bu sarmalın içinde geçti diyebilirim. Ancak, seneler evvel destek alarak bu inancımın üstesinden gelmeyi başardım ve şimdi, aynı şeyi ben de sizin için yapmak istiyorum. Ancak, biraz sabırlı olun ve okumaya devam edin lütfen.

Kendimizi neden yetersiz hissederiz?

Yetersiz olduğumuzu içselleştirmemiz çocukluğumuzla başlar.

Çocuk yaştayken güvende olmanın ve sevilmenin kontrolünü sağlayabileceğimize inanırız. Bu nedenle çocukluğumuzda bize kötü davranıldığında veya sevilmediğimizde, yapılan hareketten kendimizi sorumlu tutarız. Başımıza gelen her şeyi hakkettiğimizi ve iyi olmadığımızı düşünerek, kendimizi eksik ve yetersiz hissederiz. Hatta bizimle ilgili olmasa bile, aile içinde gelişen olaylardan kendimize pay çıkartırız.

Yaşadığımız dünya ve insanların davranış şekilleri hakkında hiç bir bilgimiz olmadığı için, taze beyinlerimiz son derece kolay etkilenir ve çevrenin bizimle kurduğu iletişime göre kendimiz hakkında fikir oluştururuz. Zaman içinde kendimizi başkalarıyla kıyaslamaya başlarız, kendi değerimizi görmezden gelerek, başkaların başarılarına veya sahip olduklarına özeniriz.

Bu sınırlayıcı inanç bilinçaltımızın o kadar derinine yerleşir ki, yetişkin yıllarımızda yaşamımızı dizayn ederken, Ben yetersizim! inancının kumandayı ele aldığının ve mindsetimizi (kendimizle ilgili düşünce ve inanç kalıplarımızı) oluşturduğunun farkına bile varmayız.

Ben yeterliyim! mikro nöro-egzersiz

iamenoughMikemmeliyetçi tavırlarla kendimize eziyet etmek yerine, işin temeline inerek, kendimizi tekrardan sevmeye başlamamız gerek. Doğduğumuzda her türlü önyargıdan uzak, aileye katıldığı için sevinilen prens veya prensestik. Yaşayacağımız hayat için potansiyelimiz tam, aldığımız sevgi eksiksizdi.

Bundan sonraki yaşamımızı daha mutlu ve tatmin olmuş olarak yaşamak istersek, bugünden itibaren eski ayarlarımıza dönmek için kendimize olan inancımızı ve öz-değerimizi yenilememiz gerek.

Size bu değerleri geri kazanmanıza yardımcı olacak bir mikro nöro-egzersiz önerim var:

Duvarınıza, banyo aynanıza, hatta evin tüm aynalarına, evin farklı yerlerine, çalışma masanızın, buzdolabınızın üstüne, telefonunuza veya bilgisayarınıza kısacası sizin için neresi uygunsa, her zaman defalarca görebilecek şekilde BEN YETERLİYİM! yazın. Bu yazıyı her gün, özellikle de sabah kalkar kalkmaz görmeniz çok önemli. Ayrıca, gün içinde kendinize yüksek sesle Ben Yeterliyim! deyin. Bunu bir alışkanlık haline getirmeniz, yeni inancın, eskisinin yerini alma sürecini hızlandıracaktır.

“Egzersiz bu mu yani?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Kulağa çok basit geliyor değil mi? Güzel tarafı da bu zaten; uygulanması kolay, ama Psikolojide “Cognitive Priming” olarak adlandırılan bilişsel hazırlamayı etkin bir şekilde uygulamaktadır.

Nörobilim, insan beyninin imgelerle daha kolay şekillendiğini ispat etmektedir. Nörolojik çalışmalara göre, görme duyumuzu kullanarak bilinçaltımıza daha çabuk ulaşırız. Gördüğümüz imgeyi sözlerle desteklediğimizde, diğer duyu organlarımızı (duyma-konuşma) da devreye soktuğumuz için, bilinçaltına ulaşmamız daha da kolaylaşmaktadır.

“Ben son derece başarılıyım, işim iyi, ideal kilodayım, sağlığım mükemmel, ilişkilerim olağanüstü; böyle bir şey yapmama gerek yok” diyebilirsiniz, ama yalnız yaşamadığınızı hatırlayın lütfen. Kendiniz için olmasa bile, bu uygulamayı hayatınızı paylaştığınız eşiniz, çocuklarınız, sevgiliniz veya arkadaşlarınız için yapın. Onların, sizin kadar tam ve mutlu hissetmiyor olabileceklerini göz önünde bulundurarak, destek olmak isteyebilirsiniz. Ayrıca, denemekle ne kaybedersiniz ki?

Size her daim YETERLİ olduğunuzu hatırlatan bu yazıyı evinizde veya işyerinizde bulundurmanız karşılığında, bir süre sonra elde edeceğiniz sonuçlara hayretle bakabilirsiniz.

Ben bunc20161122_160546_1479820016846_resized-3a yıl sonra bile bu yazıyı etrafımda görmeyi seviyorum ve mindset koçluğu yaptığım tüm danışanlarıma tavsiye ediyorum.

Resimde gördüğünüz şey, evimdeki banyo aynasının üstündeki yazıdır. (Siz de benim gibi beyninizle ingilizce daha kolay iletişim kuranlardansanız, I Am Enough! yazabilirsiniz.)

Olumsuz bir inancımızı değiştirirken genellikle önce durumumuzu idrak ederiz. Sonrasında, aklımızın ve kalbimizin aynı şeyi söylemesi için duygusal varlığımız devreye girer. Hayatımızda yapacağımız her değişimin başarılı ve kalıcı olması için bu sürecin yaşanması gerekmektedir.

Bize hizmet etmeyen bir düşünceyi aklımızla idrak etsek bile, duygusal olarak anlayıp, kendimizi bu negatif kodlamadan kurtarmak için ciddi emek vermemiz gerek. Bu nedenle, egzersizi uygularken sabırlı ve istikrarlı olmak büyük önem taşımaktadır.

Konu ve egzersizle ile ilgili görüşlerinizi ve tecrübelerinizi paylaşmanızı rica ederim.

Daha Fazla