Mükemmeliyetçiliğin kelime anlamını hepimiz biliriz, ama asıl bilmemiz gereken, ona kendi hayatımızı yönetmesine ne kadar izin vermemiz gerektiğidir.

Mükemmel olmak sizin için ne kadar önemli? Kendinizi mükemmeliyetçi olarak tanımlarmısınız? Eğer hatayı kabul etmiyorsanız, yaptıklarınızdan dolayı kendinizi çok eleştiriyorsanız, her şey sizin için siyah ya da beyaz’sa, “bir şeyi ya adam gibi yaparım, ya da hiç yapmam” diyorsanız, muhtemelen siz de mükemmeliyetçiler grubuna çoktan dahil olmuşsunuzdur.

Mükemmeliyetçilikle aramızdaki bağ çocukluğumuzda kurulur. Çocuk aklımızla, ebeveynlerimizin takdirini sevgiyle özdeşleştirerek, hata yapınca sevilmeyeceğimize inandığımız için, ailenin hep gurur duyacağı başarılı, parlak ve üstün çocuk olmaya çalışırız.

Yetişkin yıllarımızda ise, çocukluğumuzda zihnimize yerleşen bu beklentilerle yaşamaya devam ederek, okulda, işte veya günlük hayatımızda kendimizle ilgili standartları hep daha yükseğe çıkartarak mükemmel olmak için çabalarız. Standartlarımızı yüksek tutmakta bir sakınca yok, zira onlar bizi daha iyi ve daha nitelikli olmamız için motive ederler, ta ki biz her şeyi bir yarışa dönüştürerek mükemmelliği tutku haline getirene kadar.

Halbuki “mükemmellik” kazanılamayacak bir oyundan başka bir şey değildir!

Kavuşulması imkansız olan “mükemmelliği” hedefledikçe, kendimize sadece başarısızlığı, hayal kırıklığını, öz-eleştiriyi ve mutsuzluğu çekeriz. Oysa ki “mükemmel” olmak yerine “daha iyisini yapmaya” çalışırsak, kendimizi geliştiririz ve gereksiz strese girmemiş oluruz.

Aslına bakarsanız, mükemmeliyetçiliğin altında yatan şeyler, kendimizle ilgili yetersizlik duygumuz ve başkaları tarafından eleştirilme korkusudur.

Eski bir mükemmeliyetçi olarak rahatlıkla şunu söyleyebilirim ki; mükemmel olmaya çalışmak çok yorucu ve bize hizmet etmeyen bir davranış şeklidir. Sürekli mükemmelin peşinde koşmak, aslında hatalara ve eksik olan şeylere odaklanmak anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, saplantılı bir şekilde kusursuz olmaya çalışmak, kendimizi eksik bulmamıza ve yetersizlik duygumuzu beslememize neden olur.

Ne var ki, kişisel tecrübelerimden de yola çıkarak önereceğim birkaç çözümle, mükemmeliyet takıntısından kurtulabiliriz .

1. Mükemmeliyetçi davranışınıza olan farkındalığınızı artırın

Mükemmeliyetçiliğin üstesinden gelmek için atılacak ilk adım, davranışlarınıza olan farkındalığınızı artırmak olacaktır. Bir iş üzerinde çalışırken, elinizdeki görevle ilgili duygularınızı ve düşüncelerinizi aşağıdaki soruları sorarak gözlemleyin.

Bu işle ilgili beklentileriniz nedir?
Kendinize koyduğunuz standart gerçekçi mi?
Ulaşılabilinir mi?
Kendinizi bu iş için gerekli yeterlilikte görüyormusunuz?

Standardınızın yüksekliğini, iş yaptıkça elde edeceğiniz sonuçlarla ilgili hislerinizle ölçebilirsiniz. Sonuçlar sizi memnun etmiyorsa stresli hissederek, kendinize karşı öfkeli ve eleştirel olursunuz. Kendinizden ve yaptığınız işten bir türlü memnun olmazsınız.

Bir özelliğinizi değiştirebilmek için öncelikle o özelliğe sahip olduğunuzu görmeniz ve kendinizi yargılamadan kabul etmeniz gerekir.

Mükemmeliyetçi olduğunuzu fark ettiğinizde, bunu değiştirmek istediğinizi kendinize kararlı bir şekilde söyleyerek, bundan sonraki davranış şeklinize karşı daha hassas ve denetçi olabilirsiniz.

2. Büyük resme odaklanın

Mükemmeliyetçiler detaylara çok fazla takılıp kalırlar. Bu davranış biçimi, hem gereksiz vakit harcatır, hem elinizdeki işe odaklanma sorunu yaşatır.

Bir detayın istediğiniz gibi olmaması, bütün projenin sürecini ve iş yapma şeklinizi etkileyerek, bir sonraki aşamaya geçmenize bir türlü izin vermez.

Böyle bir çıkmaza girince, söz konusu olan detayın, elinizdeki projenin bütünü içinde ne kadar önemli olduğunu kendinize sorun. Bu detayla uğraşmak için harcayacağınız zamanın efektif kullanılmış olup olmayacağını sorgulayın. Hangi detaylarla bizzat sizin uğraşmanız gerektiğini, hangilerini başkalarına delege edebileceğinizi belirleyin.

Her işi yapmaya çalışmak sizi ancak başarısız kılar.

3. Kelimelere yüklediğiniz anlamları değiştirin

Mükemmeliyetçi kişiler genellikle kendilerinin en ağır eleştirmenleri olurlar. Her zaman iyi görünmek, üstün olmak, yaptıkları her şeyle takdir edilmek isterler. En küçük hatalarını bile “başarısızlık” olarak görürler ve kendilerini affedemezler.

İlk adım olarak şunu kabul edin lütfen; hata sadece bir hatadır ve asla başarısızlık olarak nitelenemez! Önemli olan hatanın nasıl telafi edildiği ve ondan nasıl bir ders alındığıdır. Kaldı ki, hatalar bir daha ki sefere daha iyisini yapmamız için bize fırsat verirler.

Yaptığınız hatalar ile ilgili bakış açınızı değiştirirseniz, size sunulan bu öğrenme fırsatını daha iyi değerlendirebilirsiniz.

Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz, dünyaya mal olmuş müzisyen Leonard Cohen’in de dediği gibi:

Kusursuzluğu unutun!
Her şeyde bir çatlak vardır, ışık içeri böyle girer!

4. Ertelemekten vazgeçin

Mükemmelin peşinde koşanlar genellikle hiçbir zaman kendilerini hazır hissetmezler, hep eksik bir şeyler vardır. Hala öğrenmeleri gereken bilgiler veya geliştirmeleri gereken becerileri olduğu için yapmak istediklerini erteleyip dururlar. Kendilerini sürekli sorgulayarak, adım atmak için her zaman en uygun anı beklerler. Böyle olunca da yapmaları gereken şey için momentumu kaçırarak, hevesleri gider veya girişimleri için doğru zamanı bir türlü yakalayamazlar.

En iyi öğrenme süreci, uygulama sürecidir!

Aldığımız bütün teorik bilgiler, pratiğe döküldüğü vakit kıymetlenir. Bu nedenle, dünya ile paylaşmak istediğiniz bir fikriniz veya hayaliniz varsa, en güzelini yapmak için beklemek yerine, yola koyulun. Hazır olacağınız o mükemmel anın gelmesi için vakit harcamayın, harekete geçin, çünkü o an hiç gelmeyebilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir